Neslihan

Zarif, sağlam, esnek

Rutin bir hayatın bloglarla sorgulanması süreci

Mayıs30

Küçük çocuklar oyun oynarken, uzunca bir süre sesleri çıkmazsa, bilin ki yaramazlık peşindedirler ve nerde oyun oynuyorlarsa hemen mekanı basıp olaya müdahale etmelisiniz. Yaptıkları yaramazlığı saklamak için arada ‘geeelimeeee’ diye bağıran cinsleri tanıdım;  yeğenlerim. Gelme der, gidersiniz ve bingo! Manzara süper.

Uzunca süredir benim de sesim çıkmadı. Bu demek değildir ki ben de yaramazlık peşindeyim. Hatta hayatımın en masum en tehlikesiz en sıradan günlerini geçiriyorum. Can sıkıntısı had safhada, rutinlik ona keza…

Gündeliğe giden hanım teyzeler, pencerenin önüne yastık koyup yastığa dirseklerini dayayıp, falım sakızlarını da ağzına atıp pencerenin önünden gelip geçenleri izleyen pembeli mahalle kızları, her sabah koyunlarını sayıp mezraaya otlatmaya giden çobanlar, evde bilgisayarının başından kalkmadan oyun oynayan, forumları dolaşan ergenler, sekreterler, gişeciler, muhasebeciler… Bunların her birinin gündelik atraksiyonu bile benden fazladır.

‘Bloguna her gün yazı yazacaksın’ deseler, bir öncekini kopyala yapıştır yaparım.

…………………………………………………………………………..

Boş durmadım, can sıkıntımı katletmek için uğraştığım sıralarda türlü insanların bloglarını okudum. Bir tanesi ilgime ziyadesiyle mazhar oldu. (Cümleye bak! , önceki hayatımda muhtemelen servet-i fünun devrinde yaşamış bahtı kara bir duldum ben) Öyle ki kız, çok doğal çok içten yazmış, şive unsurlarını mükemmel kullanmış. İçine çekti, bırakmadı birkaç gün. Yazılarının tamamını okudum. Hatta bir gece bu kız rüyama bile girdi, çok telaşlandı hemen çıktı… Taşralı kendisi, ailesi ortaokuldan sonra okutmamış, o da hırs yapmış dışardan bitirmiş. Evde oturuyor. Ama mükemmel bir hayal gücü var kızda. Her cümlesinden ayrı bir sanat fışkırıyor. Biri elinden tutarsa yazar olabilir. Sıradan hayatını mükemmel şekilde kaleme almış. Ne okudum ben şimdi diye düşününce aslında cümle içi mizahtan başka bir konu olmadığını farkediyorsunuz. Bir kaç yazısında amcasının oğlunu tecavüzünden, babasının ve aile erkeklerinden her bireyin -kendi tabiriyle- karıya kıza olan düşkünlüğünden, ablasının mutsuz evliliğinden, kendi yaşantısının gidişatının bomboşluğundan bahsetmiş. Genel olarak karamsar bir hava var, fakat okuyucu eğleniyor. Sonra da çıkarken ‘neleri var behh! ‘ diyor.

Takiplediğim diğer hatun, geçmişinden bu yana kendi ayakları üzerinde durmanın kendisine yaşattığ gel-gitler ve hayatına girip çıkan erkeklerin kendiisnde bıraktığı/yaşattığı anıları anlatıyor. Dili çok rahat ve bununla çok eleştiriliyor, ama o kimseyi takmıyor. Rahat, oldukça rahat mezhepte bir İzmir kızı. İfade tarzındaki umursamazlık ve içtenliğiyle kendini sevdiren dobra bir kız. Bu hafta kitap çıkarıyor. Maddi sıkıntıları hafifleyecek olduğundan adına sevindim.

Adını sanını ismini cismini veren kişilerin blogları, ve sıkıcı, sıradan şeyler yazılan bloglar takip edilmiyor. İlla cinselliği barındıran yazılar yazmanız lazım. Takip kaygısı güdenler bunun hakkını vere vere pervasızca yazıyorlar, kimliklerini de nasıl saklayacaklarını şaşırıyorlar. Nette başka biri, normalde başka biri olduklarını anlamak zor değil. Buranın verdiği rahatlık işte…

Başka bir tanesi, insanlara güvenimi tekrar tekrar sorgulamama neden oldu sağolsun. Erkek kişisi olduğu halde – hani genelde kendini saklayanlar bayanlar olur diye düşündüğümden- yediği nanelerden dolayı kimliğini sır gibi saklıyor. Karısı bilse kendini boğaz köprüsünden aşağı atar. Böyle bir aldatılmışlık yaşatan kocasına güveni hala sonsuzdur eminim. Yazık kadına. Gel de evlen şimdi bu cinsibozuklara güvenip… Bu elemanın da bikaç yazısıyla fuhuş piyasasının ne kadar büyük meblalarla döndüğünü öğrendim, travestilerle birlikte olabilen erkeklerin hiçte keko olmadıklarını, hatta çoğunun Odtü gibi klas üniversitelerden mezun kariyerli paralı pullu ve evli erkekler olduğunu, rus kızlarının 2 saatlik bedelinin asgari ücretin 2 katı olduğunu, ve kızların her günleri full serviste olduklarını… Sonra bu paraları ödeyen kart zamparaların, ödedikleri paraların sadece 4te biriyle bir fakir çocuğu okutsalar, gözlerindeki o ışığı, o gülümsemeyi görseler, acaba hala aynı anlık zevklerin peşinde koşmaya devam mı ederlerdi bunu düşündüm. X’e tıklatıp kirli dünyalarından çıktım.

Çocukluğumda yaşadığım günlere gittim. Çok saf, çok temiz bir ailem olmuş benim, şöyle anılarıma bir göz attım da… Çok fakirdik, böyle olunca çok mutlu değildik ama çok saftık, temizdik. Kimselere söyleyemediğimiz sırlarımız hiç olmadı. İnsanlardan sırım sırım sakladığımız sırlarımız, kimse bilmesin diye sadece aile içinde kalması gereken günahlarımız, günahlarımızı örtbas etmek için oynamak zorunda olduğumuz ikiyüzlü davranışlarımız… hiç olmamış. En güzel çocukluğu biz geçirmişiz. En masum bizmişiz.

Coşkun Sabah vardı, kasetinin şeritlerini paramparça edip boynumuza dolarken eğlendiğimiz. İşte bir şarkısında şöyle derdi:

‘Biz büyüdük ve kirlendi dünya…’

Şimdi biz büyüdük, dünyayı biz kirlettik Coşkun abi. Çok üzgünüm gerçekten.

    11.04.2010 Tarihinden Bu Yana :
  • Bu yazı bugün 0 kere okundu
  • Bu yazı küllüm de 294 kere okundu

“Rutin bir hayatın bloglarla sorgulanması süreci”

10 Yorum
  1. 30 Mayıs 2010 saat 23:27 Doğan diyor ki:

    Sen şu blogların adreslerini yollasana bana bir bakayım :=))

  2. 30 Mayıs 2010 saat 23:28 Neslihan diyor ki:

    18 yaş sınırı var, olmaz :P

  3. 30 Mayıs 2010 saat 23:29 Doğan diyor ki:

    Her konuda 18′i geçeriz rahat ol :P

  4. 30 Mayıs 2010 saat 23:30 Neslihan diyor ki:

    Her konuda???

  5. 30 Mayıs 2010 saat 23:32 Doğan diyor ki:

    Yok bi’ şey :)

  6. 31 Mayıs 2010 saat 23:07 Arzu diyor ki:

    Blog deneyimlerin ilginç ve eğlenceliymiş gerçekten:)

    Ancak beni son paragraf daha çok etkiledi… Eskiye çok eskiye ilk gençlik yıllarıma döndüm. Ne çok dinlerdim Coşkun Sabah’ı.

    Günlerden bir pazardı bırakıp gittin / ne bir haber bıraktın ne selam verdin/ son defa sarılmadan nasıl terk ettin / yüreğim kan ağlar pazar günü….

    Bir gülü sevdim / biir seni sevdim / bir mevsimlikmiş senle aşkımız / Gel etme dedim / kal gitme dedim / Söz dinlemedin bak gidiverdin…

    Ve bir de düzeltme “Biz büyüdük ve kirlendi dünya (Telli turna)” çok güzel bir şarkıdır ve çok sevdiğim bir druba aittir. Yeni Türkü… :)

  7. 1 Haziran 2010 saat 17:00 Neslihan diyor ki:

    -yüreğim kan ağlar her pazar günü… Bu şarkıyı çok iyi hatırlıyorum. Diğeri de hala dilimde dolanır, fakat onu Coşkun sabahtan değil başkasından duyuyordum gibime geliyor…

    Telli Turnayı ilk söyleyen Coşkun Sabahtı, sonra yeni türkü yorumladı diye biliyordum ben. Gogılda arattım Coşkun Sabahın izine rastlamadım. Yanılmış olabilirim. Ama o ses, sanki Coşkun Sabahtı ya… Sağol ablacım. İyi oldu. :)

  8. 1 Haziran 2010 saat 21:51 Arzu diyor ki:

    Valla tebrik ederim canım hafızan süper:) benim ilk gençlik yıllarım sen muhtemelen çocuk hatta bebektin:)) Bu gözlemci kişilik sende doğuştan var sanırım. Süpersin :)

  9. 1 Haziran 2010 saat 22:12 Neslihan diyor ki:

    http://1.trdinle.com/Telli_Telli_Su_Telli_Turnam-29557.html

    Buldum ! :) Teşekkür ederim. Hafızam beni de korkutuyor ablacım arada. O konuya sonra değineceğim zaten;)

  10. 19 Temmuz 2010 saat 13:39 OSMAN diyor ki:

    güzel bir blog eline saglık.

E-posta gizli kalacak.

Website örneği

Yorumunuz:

 

    Tatile nereye gidenlerdensiniz?
    • Add an Answer
    Anket Sonuclari