Çarketmek, bunu farketmek!
Şimdi parmaklarım klavyenin üzerinde, beynimden gelecek emirleri bekliyorlar. Beynim bile beynime hükmedecek gücü kendinde buluyor o kadar saçın altında, bi ben kendime hükmedecek enerjiyi bulamıyorum. Aslında belli ki bir iradem var. Çok güçlü olduğunu tam da bu hafta ustaca ispatladım benliğime üstelik. Ama zor olmuyor değil, şöyle ki:
Çok gergin, çok yorucu atraksiyonlu bir buçuk haftam geçti. Neresinden anlatsam ucunu bulamam. O yüzden ‘keşke büyümeseydik’ dediğim çok oluyor bu ara. Keşke bizden birileri bişeylerin farkında olduğumuzu beklemese, biz de öyle çiçek felan toplayıp ömür tüketsek. Hayat hep güzel olsa, hep güvenilir insanlarla karşılaşsak mesela, herkesin içindekini görebilsek felan. Hayat daha kolay olurdu. Böylece düşünmekten stresten gerginlikten heyecandan sinirden alerjik reaksiyonlar geçirmesek, boynumuzda kocaman yaralar çıkmasa… Sonra tutup kendimizi suçlamasak. ‘Dünya değişiyor, o da haklı bi yerde…’ diyebilsek. Değişime ayak uydurabilsek, yada uydurmasak; hangisi doğru olur, sadece bunu bilebilsek.
Güzel olurdu ya, valla…