Neslihan

Kalıcı ve Bağımsız…

Çarketmek, bunu farketmek!

Mart1

Şimdi parmaklarım klavyenin üzerinde, beynimden gelecek emirleri bekliyorlar. Beynim bile beynime hükmedecek gücü kendinde buluyor o kadar saçın altında, bi ben kendime hükmedecek enerjiyi bulamıyorum. Aslında belli ki bir iradem var. Çok güçlü olduğunu tam da bu hafta ustaca ispatladım benliğime üstelik. Ama zor olmuyor değil, şöyle ki:
Çok gergin, çok yorucu atraksiyonlu bir buçuk haftam geçti. Neresinden anlatsam ucunu bulamam. O yüzden ‘keşke büyümeseydik’ dediğim çok oluyor bu ara. Keşke bizden birileri bişeylerin farkında olduğumuzu beklemese, biz de öyle çiçek felan toplayıp ömür tüketsek. Hayat hep güzel olsa, hep güvenilir insanlarla karşılaşsak mesela, herkesin içindekini görebilsek felan. Hayat daha kolay olurdu. Böylece düşünmekten stresten gerginlikten heyecandan sinirden alerjik reaksiyonlar geçirmesek, boynumuzda kocaman yaralar çıkmasa… Sonra tutup kendimizi suçlamasak. ‘Dünya değişiyor, o da haklı bi yerde…’ diyebilsek. Değişime ayak uydurabilsek, yada uydurmasak; hangisi doğru olur, sadece bunu bilebilsek.
Güzel olurdu ya, valla…

Neden ki?

Şubat15

Ajda Pekkanı görünce aklıma neden Behlül geliyor acaba?

Olmasaydı sonumuz böyle

Ocak19

Heyytt! Ulennnn! diye bağırarak açayım mı yazıyı?

İçip içip meydanlara dökülesim var. Sirtaki yapma bahanesiyle binlerce tabak kırasım, yoldaki taşları sayasım, elime sapan alıp camları taşlayasım felan…

İçim sıkılıyor böyle kimseyle konuşasım yok. Millet de diyor ki ne ettik biz sana neden konuşmuyosun. Halbuki alakası yok. Susmak geliyor içimden. Aldım elime bir kitap, başımı hiç kaldırmadan okuyorum. Kamburum çıktı artık. İçim karardı romanı da sevmedim ama şu sıra iyi gidiyor. Bi de fonda Ahmet Kaya’nın ‘olmasaydı sonumuz böyle’ söylüyorum. Taşlar yerine oturuyor. Ağlamakla aram yoktur. Buna karşın gülme refleksim azaldı. Kalp atışlarım… Ellerim soğuk, içim yanıyor. Oturdum geçen akşam, nazımın geçtiği hangi arkadaşım denk geldiyse aradım, sataştım, üste çıktım, kapattım telefonu. Yetmedi gereksiz gerilim çıkarttım başka arkadaşımla da tartıştım. Ertesi gün mesafeli kaldım diye bir başka arkadaşım trip yaptı. Eve geldim yanan sobaya soktum elimi, yaktım, baktım canım acımıyor. Kağıt kesti parmağımı sınıfta, kanadı, çocuklar bakamadı ben gidip sarmak bile istemedim. Bıraktım aktı biraz. Devamını okuyun »

Hiç…

Ocak17

Çok eski zamanda bir hükümdar varmış. Bu hükümdar halkın içine girmiş. Hükümdar halkın içine girince herkes el pençe divan durmuş sonsuz saygı ve hürmetlerini gösteriyormuş.

Herkes saygı ve hürmetlerini gösterirken adamın biri hiç istifini bozmamış ve bir kenarda oturuyormuş.

Hemen adamın yanına hükümdarın adamları gelmiş ve onu uyarmış. O yine de istifini bozmamış.

Hükümdar bir hışımla yanına gelmiş;

- Bre adam sen nasıl böyle duruyorsun?, demiş

Adamcağız da hükümdara acır gözle bakarak aralarında şöyle bir konuşma geçmiş;

- Niye bozayım ki,

- Ben koskoca hükümdarım, ya sen nesin ki?

- Ben de Allah’ın bir kuluyum ve hiçim. Ama sen sadece hükümdarsın.

- Sen bir hiçsen niye benim yanımda istifini bozmuyorsun?

- Sen bir hükümdarsın ama daha sonra ne olacaksın ki?

- Bu kıtaya hükmedeceğim.

- Peki, daha sonra

- Dünyaya hükmedeceğim ve dünya hükümdarı olacağım.

- Ondan sonra ne olacaksın?

- Hiç.

- Ey hükümdarım sen hiç olmak için o kadar uğraşırken ben şimdiden hiç oldum, diyerek aslında hükümdara büyük bir ders vermiş.

Bizler de aslında bir hiçiz. Bu dünyadan göç ederken herkes gibi sadece kefenimizle gidiyoruz. Ondan başka hiç bir şey almıyoruz yanımıza.

Aslında bu hikâyeden çok ders çıkartmalıyız.

Eğer bundan ders çıkartmazsak asıl o zaman koskoca bir hiçiz.

Ben hastayken insafsızım tatsızım

Aralık11

Aralığın başına kadar havalar ne kadar güzel gitmişti ama değil mi? Hatta güneş gözlüğü takan kankamı bile ‘bikinin içinde heralde?’ diye sorarak iğnelemiştim. Hey gidi güneşli günler heyy!

Kalın kışlıkları o sıkıcı boğazlı kazakları giymeyip, ne güzel gömlekle idare ediyordum ki, o lanet sinüzitin ardından şiddetli başağrısı ve sümüklerimin kaynağı yokmuşçasına akmaları başladı. İlkin konuşma yetimi kaybederim hasta olunca, biri telefon etmesin, aman konuşmayayım, derdim varsa da anlatmamayım isterim. Bunun akabinde de hayata küsüş, çevreye ilgisizlik, aman neolursa olsunculuk… Bu aşamadan sonra çevrendekiler olayı devralır. Zorla doktora götürülürsünüz. İşin en zor kısmı1) Rapor vesaire almak, okuldan kaçmanın zorlukları, müdüre hastalığın kocaman kıpkırmızı gözlerle ve silmekten aşınmış devasa kırmızı bir burunla ispatı çalışmaları  2) doktora ifade vermek. Adam doktor olmuş ama Eee? diyor,  suratına bakıyor. Konuşsana doktor, ben kendim teşhis koyduktan sonra orda neden oturursun ki? Bi bakışta anlaması lazım doktor dediğinin. Olmuyor böyle, yeni nesil makine icad etsinler, şöyle X-ray cihazı gibi olsun. İçinden geçeyim neyim varsa rapor olarak sunsun. İstemiyorum doktorla gereksiz diyaloglara girmek. Hele de boğazımı kontrol ettiği çubuğu dilime dilime dürtmesi. Çekip elinden alasım gelir o çubuğu…

Devamını okuyun »

« Eski Yazılar
  • Murat: Aynen abla bir sürü...
  • Serdar: Tavsiye bağlantı olarak...
  • Murat: aslında abla dünya çokta...
  • Erzurumlu: kafana takmışın :D
  • Neslihan: Nihal: Tavsiye...

    Cesaret dedigin sence nedir?
    Anket Sonuclari