Ağustos26
Epi topu 2 ay süren kıssacık tatilimiz bu haftasonu bitiyor.(Fonda izleyicilerden derin bir ‘aaaaoooowww
’ duyuyoruz.)
Demek ki neymiş? Her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi her güzel tatilin de…. Ooooofff! Burada sonsuza kadar susmak istiyorum.
Tatil bitmesin valla billa da gözlerim doluyor, yeminle…
Okulumu arkadaşlarımı toplantılarımı felan çok özledim ama…. Ama amaa…
Kendime küstüm bu yüzden hafta başından beri bişey yazmak istemedim, gerçekleri kendime kabul ettiremedim belki de…
Ama hatıraları anarak yaşıyacağım. Ne güzeldi dimi Nesli ya?
Ablamla internet bağlantısı olan güzel bir cafede çay içmeye gittiğimiz gün anahtarı evde unuttuğumuzu farketmiştik. Bin panikle kardeşimi arayıp taaaa Bursalardan anahtar getirtirken ve o bize yol boyu bi temiz söverken biz sahile inip laptopla bi güzel film izlemiştik, gelen geçen deli mi bunlar demişti, aldırmamıştık, görgüsüz gibiydik evet ama mecburduk beklerken oyalanmaya. Kadir geldiğinde ise yediğimiz zılgıttan bile etkilenmedik, mutfakta kikirdeyip durduk o bizi azarlarken. Böyle şeylerden bile ders çıkartamıyoruz ne yazık bize.
Bi kere de hava bulutlu olmasına rağmen çok uzak bi plaja gittik, deli gibi rüzgar vardı, deniz de çok dalgalıydı ama aldırmadık; inadına eğlendik, sonra birden yağmur bastırdı. Islak sıçana dönene kadar koşturduk çoluk çocuk, hem güldük hem koştuk. Alllah’tan kimseler görmedi. Eminim.
Annemi karşılamaya durağa gittiğimizde dakikalar geçmesine rağmen otobüs gelmemişti. Ablam on dakika önce aramıştı gelmesi gerekiyordu, panikledim, sordum ablama ‘telefonda nerdeyim dedi?’ diye. Ne dese beğenirsiniz? ‘Bilmem, sesi otobüsteymiş gibi geldi’ dedi. Kafayı yiycektim. Yahu bir insanın sesi otobüste nasıl çıkar, yaya iken nasıl çıkar. Nasıl bir tahmin yeteneğin var kızım senin? Delirtti beni, 45 dakka bekledik sayesinde boşu boşuna hem de.
İstanbula gittiğimiz gün gemimiz poyraz nedeniyle saatlerce sallandı, milletin morali bozuldu, herkes eğlenceden elini ayağını çekti. Kulağımızın dibinde kusan, sallantıdan dolayı sandalyeden düşen, çocuğu ağlayan, ölcezzzz, titanik bile battı şuncacık gemi neden batmasın diye sümküren… ne ararsan var. Ben ve ablam ne yaptık sizce? Modumuzdan bişey kaybetmediğimiz gibi tek bir sahne kaçırmadan hem insanlardaki heyecanı gözlemleyip eğlendik, hem de pür dikkat geziye odaklandık. Gemi de batsa bize o moralle bişey olmazdı. Aslanlar gibi enerjik ve sinerjiktik gece sonunda. Yetmedi bi de evde döktürdük.
Gittiğimde 9 aylık olan yeğenimi kucağımdan indirmedim. Ense kökü dahil öpmedik gram yer bırakmadım. Kucak kedisi olduğundan ben varken emekleyemedi bile, ne zaman benden ayrıldı 2 gün sonra emeklemeye başladı, o da yarım yamalak… O kadar alıştım ki ona. Allah’ım çok özlerim onu ben yaa!
Canım kankitom kızkardeşiylen bana süprüz bi doğum günüsü kutlaması tertiplemiş. Çok ama çok mutlu etti beni. Uğur böcekli doğum günü pastam, Yıldıztepede gecenin körü, rüzgardan yanmayan çakmak, Fiorino, pembe öküzcüküm… Her şey ama her şey mükemmeldi, ağlama noktasına geldim. Sonraki gece de bizimkileri ‘unuttuk doğum gününü’ diye kandırmaya çalıştığı başarısız sürpriz çabaları…
Ben yeni yaşımı unutmaya çalıştıkça bunlar gözüme gözüme sokuyorlar, töbe yarabbim!
Sonuç olarak Ailece süper bir yaz geçirdik. Moraller iyiydi, kaygım sıkıntım yoktu geçen yılki gibi… Ben mutlu olunca onlar da öyle oluyorlar. Yedik içtik, hepimiz 100er kilo olduk. Unutamayız bu yazı…Seneye tekrar, bidaha, yeniden,yeni yine yeniden istiyoruz. Haydi hep beraber şimdiden:
Yaz gelsin artıkkk !!!