Neslihan

Zarif, sağlam, esnek

2009′da Halk Plajları

Temmuz20

Şimdi şöyle ki, eğri oturup doğru konuşmak lazım. Ben Halk Plajına gitmem diyen kısmen yalan atar. Her insan evladının yaşadığı mutlaka bir halk plajı deneyimi vardır. Ben de bu sene bizimkilerin sayesinde takılır oldum bu nezih ortamlara. Gözlemciliği kuvvetli biri olarak işim gücüm gözlerime güneş gözlüğü takıp sağı solu röntlemek oluyor. İnsan profili çıkarmak ise sadece 2 dakikamı alıyor. Dedikodularını yapıp günaha girmeyeceğim, sadece isim vermeden gözlem paylaşacağım sizlerle. Şöyle ki:

Devamını okuyun »

Bazen diyorum ki…

Nisan13

….Acaba biri beni eşşek sudan gelinceye kadar dövse akıllanır mıyım ki?

Yazmıyorum 2 haftadır. Çünkü yazsam derler ki: ‘Allah’ım sen şu kıza accık bi akıl fikir ihsan et yarebbim!’ Evet evet mutlaka derler.

Aşık değilim, deli değilim, o zaman neden böyleyim?

En basitinden; evime gelip odaya her girişimde yüzüme magmanın sıcaklığı vuruyor ya, işte o an anlıyorum ki elektrikli sobanın kademesini yine açık unutmuşum. Ben okulda Hepatit B aşısı olmaya ikna etmek için çocukların güzünün önünde kollarımı pehlivan gibi sıvayıp, iğneyi yumuşacık koluma batırmasına ramak kala hemşireden kaçmaktayken ve bütün öğrencilere madara olmaktayken, aynı zamanda elektrikli ısıtıcım da odamı cehenneme çevirmekteydi. Bu saydıklarımı normal öğretmenler yaşamıyor, çünkü onlar normal öğretmenler. Ben neden değilim?

Bir gün eve geldiğimde kapının önünde saatlerce çantamı karışıtırarak anahtarımı arıyorsam, evde unuttuğumu 15 dakika sonra anlıyorsam, ayakkabılarımı içeri koymak yerine taaa karşı komşumun kapısının önünde unutuyorsam, derse her girdiğinde geçen hafta hangi faaliyette kaldığımızı öğrencilere sormadan hatırlayamıyorsam ben normal öğretmen değilim. Peki ben neyim o zaman ya?

Spor benim neyime?

Nisan3

Akşamüzeri yürüyüşü için okul çıkışı Ümran’la anlaştık, 5 civarı çıkıp yürüyeceğiz. Normalde bu tür sportif faaliyetlere kesinlikle katılmazdım ama; okuldaki arkadaşlar bel çevremin hiç de 60 cm olmadığını, az daha kilo alırsam beni tosuncuk diye çağıracaklarını ima ettikeri için böyle bir girişimde bulundum. Kilo almaya çalıştığım zamanların hatırına bu yürüyüşü yapmalıydım.

Her şey yolunda başladı. Hatta yavaş yürüyor diye Ümranı kışkırttım başta. Fakat herşey dönerken belli etti kendini. Soluk alış verişim hızlanmıştı fakat yiğittim ve bu nam benden ötürü pislenmemeliydi. Ümranın evinin önüne geldiğimde devam etmek istemesine rağmen öpüp zorla evine gönderdim. Böylece yürüyüş maceramız epi topu 15 dakika sürmüş oldu. Merdivenleri çıkarken de hafifçe zorlandım. Utanıyorum kendimden.

Eve geldim. Duşumu aldım. Ümran’ın tembihi üzerine yemek yemedim. Yemedim, yemedim…Bunun için bilincimi durdurmam gerekiyordu. Ne yaptım bilin: Yattım uyudum. 1 saat sonra kabuslar görerek  uyandığımda iyice acıkmıştım. Peki şimdi ne yaptım bilin: Kalktım krallara layık sofra hazırlayıp bi güzel bütün gücümle yedim. Yine utanıyorum kendimden.

Böylece yürüyerek verdiğimi tahmin ettiğim kalorinin 10 katını geri almış oldum. Ama bu kısım aramızda kalacak, kimse duymayacak. Yemek yemedim; uyumadım, oturup kitap okudum. Herkes bunu böyle bilecek!

Yemekte miyiz? Hayır değiliz!

Mart14

Her hafta olduğu gibi bu hafta da hazırlayıcı eğitim seminerimizi görmek üzere ilçeye gitmiştik. Yine sıkıcı başlayan semineri kendi çapımızda eğlenceli hale getirmeye, ve son öğrencilik günlerimizi suyunu çıkarmadan yaşamaya devam ediyorduk. Öğle yemeği için ara verdik ve ilçedeki hatırı sayılır, müşterisi bol bir lokantaya atıştırmak üzere gittik. İçerisi oldukça kalabalıktı fakat, öğretmen olduğumuzu anlayıp hemen buyur ettiler ve siparişlerimizi verdik. Siparişler geldi, ilgili salata ve eşlik edenleriyle birlikte yemeğimizi güzelce yedik. Buraya kadar herşey normal. Sonra Ümranla ben, kalkmadan önce son oburluğumuzu yapalım dedik, atılmasına gönlümüz razı olmaz diye, salata tabağına güzelce çatallarımızı daldırdık. Maruldu, havuçtu derken seçe seçe yiyorduk ne güzel. Taa ki son anda çatalımda, marula hiç de benzemeyen siyah, irice ve yuvarlak bir cisimcik görüp çatalı tabağıma bırakıncaya kadar.

Evet, bir insanın yemekte görebileceği en kötü şey; bir karasinek ise, ben daha beterini gördüm… Yarısı kesilmiş bir karasinek!

Arkadaşlarımın yemeğe devam edebilmelerini sağlamak için yüzümün gözümün girdiği şekli saklamaya çalıştım. Ne gördün diye ısrarla sormalarına rağmen tabağımdaki rezaleti göstermedim. Yemeklerini bitirdiler. Salatadan son kez çatalına alan arkadaşım, aynı şekilde çatalını bıraktı, bizse sineğin kalan yarısını görmek ümidiyle tabağına eğildik.

Hayııırr! Sineğin kalan yarısı orda değildi. Bu defaki başka bir sinekti, en azından kanatları hala yerindeydi…‘Sana daha zarif bir sinek gelmiş, ne kadar şanslısın’ dedim, güldük.

Orada attığımız her adımdan bütün ilçenin haberi olduğundan ve öyle bir hareketi kendimize yakıştıramadığımızdan hiçbir şekilde olay çıkarmadık, gülümseyerek hesabımızı ödedik ve mide bulantımızı da alarak oradan uzaklaştık. Dışarda yeme zorunluluğunu bir eziyet haline getiren bütün lokanta-restaurant tipi yerlere sesleniyorum: Biraz daha özenli olmak zor mu geliyor acaba? En azından sinekleri bütün bırakın kardeşim! Yarısını görememek insanı daha da üzüyor bilesiniz…

Bütün operatörler mi şerefsiz olur?

Mart8

Yahu şu cep telefonu denen icat çıktı çıkalı, herkeste bir iletişim angaryası…Yok ‘sen şu operatördesin aramam, şuna geç arıyyım’, yok ’sen Avealısın, ben türkselliyim, sevgili olmayalım, görüşemeyiz’, ‘haklısın, severken ayrılmak böle bişeymiş, kısmet :(….

İletişim için iletişimsiz olmuşuz bu devirde. Her operatör kendine göre bir kampanya yaparak kitleleri toplamaya çalışıyor, fakat en çok kazanan her halükarda kendisi oluyor. Devir kurtların çakalların devri olmuş. Daha bugün faturalı hattını konturlüye çeviren arkadaşıma afilli şahane ötesi bir SON faturası göndermişler, iki aylık maaşı kadar derin bir fatura. Ağlamaktan nefesi tükenmiş zavallının.

Biz de; geçen gün zavallı anneciğime 150 kontür aldık. Ambalajın arkasında Süper tarife şekliyle bi kazıklamaca usulü gördük,’ne menendir,’ dedik, geçtik süpper ötesi tarifeye. Haftasına annem kıyametin iplerini eline almış, ‘bunee!! ‘ der gibi -4 konturu gösterdi zat-ı alimize…Şimdi koşturuyoruz o müşteri hizmetleri senin, bu tarife iptali benim…Çözüm bulamadık hala, annem hayata küsmüş durumda. Arayamıyor kimseyi bunalıma girdi cancağızım.

Şimdi de aynı kazıkasyon bana geldi. Saygıdeğer arkadaşlarım, sevenlerim mevlit kandili münasebetiyle o çok değerli mesajlarını ilettiler, karşılık veriyorum; ‘günde 3 dene mesaj at, kalanı bizden olsun‘ buyuruyor operatörüm. ‘Eee iyi madem, şuna da atayım, bundan sonrası bedavaymış’ derkeeenn; bir baktım, ‘indirim süren doldu aptal kızz! Hemen şu anda kontür yükle ki, bu mübarek günde biz de kazanalım, sen de sevenlerinin hayır dualarını kazan, hahahahaaaa! ‘ diye duygu yüklü bir mesaj gönderdi canım operatörüm…Çok duygulandım, gözlerim doldu. Annem gibi ben de hayata küstüm, kandile küstüm, sevenlerime küstüm, telefonumu attım bir köşeye, bloguma koştum.

Sen de beni kazıklamazsın değil mi blogum? İndirim günü koymaz, evime fatura göndermezsin değil mi? Gözünü seveyim, bunlar etti bari sen etme.

« Eski YazılarYeni Yazılar »

    Tatile nereye gidenlerdensiniz?
    • Add an Answer
    Anket Sonuclari