Temmuz11
Her şey o gün başladı…
Gerginliğin had safhaya ulaştığı görev mahallimden ayrılarak memleketime ulaştığım gün…
Döneceğimden habersiz olan valideyi, aniden karşısına çıkarak aklını başından alan küçük sağlam organizasyonumuzla başlamıştı eğlencemiz. Ev halkı, yanaklarından ısırılmak için yaratılmış küçük yeğenimle birlikte bunu beklemişlerdi ki; dönüşüm muhteşemdi. Kalanının da güzel geçmesi ümidiyle tatile başlamış olduk.
Gece yürüyüşleri, gündüz plaj gezmeleri, İDO geliş gidiş röntgenlemeleri, komşuların bitmek bilmez çamaşır serme seansları, psikolojimiz bozulana kadar izlediğimiz kanlı canlı gerilim filmleri, Allah’ın espri yeteneğini esirgemediği çılgınlar çılgını bir abla, yine de arkadaşlarını çok özleyen geçmiş bağımlısı ben, yanmayı bi türlü beceremeyen fakat kızarmada üstüne rakip tanımayan bembeyaz ötesi bir tene sahip ben, yemek yemekle arasını bir türlü açamayan ben, spor yapçam derken külkütah olan başka bir ben, ne olacak bu KPSSzedelerin hali diye düşünen ben, ne olacak benim sonum diye düşünen yine ben…
Yaz böyle geldi, geçiyor bile a dostlar. Allah insanın içine huzur versin de, mevsimin yazı da bir kışı da. Biz şarkımızı söyleyelim; gerisi boş.
Haziran12
Bütün bir eğitim-öğretim yılı, an itibariyle son bulmuştur arkadaşlar. Buruk bir sevinç, tuhaf bir hüzün var beldemizde.
Kimi sınıfta kaldı, kimi Ş.Ö.K (Şube Öğretmneler Kurulu Kararı) ile geçti, kimi takdir teşekkür aldı.
Kimi yıl boyunca çalıştı, kimi motor üstünde dolaştı, kimi okula uğramadı…Sonuçta herkes ektiğini biçti.
Bense öğretmenliğimin ilk senesini devirmiş olmanın şaşkınlığı içerisindeyim. Görevime başladığım günü, dün gibi hatırlıyorum. Ne tuhaftı okul, öğretmenler odası, öğrenciler…Herşey yabancıydı bana. ‘Bir sene nasıl biter burada‘ diyordum ama bugün, ailemden ayrılıyormuş gibi burkuldu içim. Çocuklarım mezun oldular. Ağladılar omuzumuzda, sonra yuvadan uçtular. Tarifsiz bir duygu.
…………………… Devamını okuyun »
Mart26
Allah’ım! zaman su gibi geçsin, seçim olsun, kimi seçerlerse seçsinler, ama yeter ki korna basa basa gezen seçim otobüslerinin yarattığı ızdırap sona ersin n’olur… Hani geçen konvoy hangi partinin bi bilsem de ona göre karar verebilsem neyse de, bastığı kornadan ‘Hımm! Şu ÇFP’nin otobüsü sanırım, pek de güzel kornası varmış, ben oyumu buna vereyim’ diyeceğim. Ama anlamıyorum ki hangisi geçiyor.
Bir de odun kömür dağıtmadılar o zoruma gitti. Beyaz eşyam da yok, evim takır takır…Biri de çıkıp demedi ki, al bunlar senindir, hayrını gör. Ben de oy felan vermiyorum işte, yarın Çanakkale’ye gidiyorum Ümranla. Geldiğimde bitmiş olsun şu kabus, yoksa parti binalarını; pardon; parti kahvehanelerini basıp ‘Yeteeeeeeeeeeeeerrr!’ diye sesimin en güzel tonuyla bağıracağım.
Burası böyleyse metropoller nasıldır diye düşünmekten de alamıyorum kendimi. Gerçi; burada bir cadde var, oralarda yüzdeye vursan bir caddeden günde 1 kere ancak geçebiliyorlardır. Burada 1 caddeden 5 parti ile hesaplarsak; günde 200 kere geçiyorlardır. Abartmıyorum, doğru…
Allah’tan ki yarın akşam burda değilim. Yollarda olacağız Ümran kankamla…
Bekle Çanakkale, nasıl geçiyoruz seni; gör
Mart15
MSN kullanıcılarını o kadar reklama boğar ki, sağda solda heryerde ‘Şunu keşfedin, yeniliklere adım atın, hayatınızı değiştirmeye msn den başlayın’ gibi sloganlarla dikkat dağıtmada birebirdir. İşte yine öyle bir anda; ekrana boş boş bakıp o reklamlardan birini tıklamamla kendimi korku trenine binmiş gibi hissettim. Yenilikleri, değişiklikleri hiç sevmem, elimden gelse msn ilk sürümünü kullanırım şikayet de etmem. Alışkanlıklarımı değiştirmek istemem. İşte neyse; ben girdim bir tünele, beklemeye başladım. Msn yüklenmeye başladı, ben de tırnaklarımı yemeye… Yükledi, bir kaç komut verdi hepsine boyun eğdim. Sonra kullanmaya başladım. Bir kaç denemede bulundum, bazı eksikleri vardı, oturmamıştı tam olarak. Ben de nasıl düzelteceğimi bilmediğim için kalan tırnaklarımın tamamını yemeye başladım. Ardından kankoşumla konuşmaya başladım, kendisi bana Plus’u yüklemem gerektiğini söyledi. Yükledim, istediğim değişiklikleri yaptım. Topu topu yarım saatimi almıştır. Her dakika başka bişeyi keşfedip mutlu olmaya başladım. Renkleri, herşeyi ayarladım, baktıkça daha da beğenir oldum. İyi ki yüklemişim, pişman değilim.
Msn de vakit geçiriyorsanız, yükleyin derim, benim keşfedemediğim daha çok özelliği var, mutlaka hoşunuza gidecektir. Beğenmezseniz iade bedeli almıyoruz efenim.
(Ben reklamımı yapar paramı alırım, gerisine karışmam
)
Mart10
Son günlerde eminim ki sizin de dikkatiniizi çekmeye başlamıştır. Medyadan takiplediğimiz haberlerin 4te 3ü mutlaka cinayet haberlerinden ibaret. İlk olarak (benim bildiğim) Bir aciz aşığın Facebookta bulduğu kız arkadaşını asansörde kıstırıp defalarca bıçaklamasıyla başlayan, sonrasında ise domuzbağıyla kuyuda bulunan kadın cesedinden tutun da, kayınbiraderini moleküllerine ayıran psikopata kadar bi dolu cinayet haberi duyduk. Bunlara cinayet demek inanın ‘cinayet’ kelimesine haksızlık olur. Buna dipedüz vahşet denir, katliam denir, denir de denir…
İnsan izleyince üzülüyor, bişey yapamayınca daha da üzülüyor. Hiç kolay değil ailenizden birini kaybetmeniz, hele de böyle şekilde olması çok daha korkunç olmalı. Bunu yapanlar nasıl normal insan kılığında dolaşabiliyorlar ortalarda? Nasıl yakalanmadan kaçabileceklerini sanıyorlar bilmiyorum ama, Allah bunların alayının cezzasını versin. Kimsenin yaşama hakkını elinden almaya kimsenin hakkı yok…
(Fazla konuşmayayım da aralarından biri gelip beni de kesmesin. Maazallah mezraalık yer, bağırsam kimsecikler duymaz!)
Ehe ehe, susuyorum efenim, saygılar benden.