Neslihan

Zarif, sağlam, esnek

Ben küçükken…

Kasım8

Birkaç gün önce bir arkadaşımla iddaya girmiştik. Hiç ilgilenmediğim bir alandı ve sırf görsel hafızama çok güvendiğim için girdiğim bu iddiayı doğal olarak kaybettim.İddiaya göre ben kazanırsam çocukluğumun en iğrenç anılarını blogumda yazarak kendimi rezil edicem, o kaybederse, bilgisayarından kendi seçtiğim en iğrenç fotoğrafını yayınlatacaktım. Ben kaybettiğime göre kuralları yerine getirmenin zamanı şimdi geldi.

Evet efenim, 2 gün kadar düşünüp, çocukluğumun engin denizlerinde yüzdüm ve en rezil hatıralarımı çıkarmak için hafızamın köküne kadar indim. Başlıyorum. (Heyecanla derin nefes alarak):

Bir önceki yazımda en korkunç denen gerilim filmlerinin bile beni korkutmadığından bahsetmiştim. Bunun nedenini oturdum düşündüm ve buldum. Evimizin dışındaki tuvalet!

17yaşına kadar yaşadığım, çocukluğumun en güzel zamanlarını geçirdiğim bahçeli, tek katlı evimizin tuvaleti ne yazık ki bahçeye inen merdivenlerin, yani dışarıya çıkan kapının hemen solundaydı. Şimdi olsa korkulacak bir şey yok tabii ki ama yine de küçükken insan yavruları korkak olur.

Gecenin bir yarısı…Bütün gün içilen suları bir şekilde dışarı atmak gerekirdi ve o zifiri karanlıkta def-i hacette bulunmak için, manzarası kiraz ağacımız ve kapkaranlık fabrikamızın daha da karanlık çatısı olan tuvaletimize çıkmak zorunda kalırdık. Evdeki büyüklerden birini uyandırmak da mümkündür ama ne var ki çok insaflı bir çocuktum ve onları sarhoş gibi peşimden sürüklemek istemezdim. Ben içerdeyken genellikle kapının dibinde sızarlardı zaten. O yüzden onlara da güvenemezdim. Karşıma çıkacak hayatletleri, hortlakları ve zombileri süper güçlerimi kullanarak kendim defedebilirdim. Karanlık mutfağın lambasını açardım, önce etrafı kolaçan eder, varsa hayaletlerin kaçması için bikaç saniye etrafı gözetlerdim. Işık yeni açıldığı zaman gözbebeklerim kocaman olurdu. Korkunç olduğumu düşünür ve karşıma çıkacak şeyleri bu şekilde korkutabileceğimi düşünürdüm. O cesaretle kapının sürgüsünü açar, gıcırdayan tuvalet kapısının sesiyle ev ahalisini de uyandırdım. Tuvalete girerdim ama pencereden çatıyı izler, birinin beni gözetleme ihtimaline karşı kapıyı tam kapatmayı göze alamazdım. İşim bittikten sonra üstümü başımı tam olarak toplayamadan hemen kapıya saldırır, ordan resmen kaçmaya çalışırdım. Tam kapıyı açmış terlikleri bi tarafa fırlatmış arkamdaki gulyabanilerden kaçarken karşımda saçı başı dağınık, insan boyunda, karanlık bir gölge görürdüm. Tam çığlığı basacakken beni sustururdu. Evdekileri uyandırmak istemezdi. Üstüne üstlük fırça kayar, ‘öfff! Çekil şurdan bee!!’ derdi. Evet evet, az önce kapının sürgüsünü çekerken uyandırdığım ablamdı bu! O da uyanmıştı ve korkacağımı bildiğinden ben çıkana kadar ses çıkarmamıştı dışarıda. Böylesi benim için daha korkutucu olurdu ve gecenin köründe bile hınzırlığa çalışan kafası beni yine korkutmayı başarmıştı. Böylelikle yatağıma dönerdim ve bir geceyarısı tuvalet macerası daha ürpertici yaratıklardan uzak bir şekilde son bulurdu. Ta ki bir sonraki geceye kadar…

Yeni bir geceyarısı. Gündüz yediğimiz şekerler acayip enerji yapıyordu. Çoğu yaz gecesi, gerek sıcaktan ,gerek fazla enerjiden, gerekse hınzırlıktan uyku tutmazdı. Kardeşime seslenirdim.’kadir, uyudun mu?’ Hayır derse hemen kalkardık, gece gece ne oyun bulursak onu oynardık. Çok küçüktük, karanlıktan da korkmadığımız zamanlardı. Çünkü lambayı açarsak, tek oyuncağımız olan hamamböceklerini kaçırırdık. Evdekileri de uyandırır, bi ton ayaz işitir geri yatırılırdık. Bunu göze alamazdık. Kaçmalarına ramak kala yakalamanın tek yolu üstlerine bardak kapatmak olurdu. Bardağı kapatırdık ve saatlerce ölmelerini beklerdik. En büyüğünü baba, biraz büyüğünü anne, diğerlerini ise çocukları ilan ederdik. Onlar bardak içinde tepinip dururken bizde başka oyunlara dalar onları unuturduk. Uykumuz gelince de salardık giderlerdi. O bardakları ise yıkanmak üzere lavaboya bırakırdım. Annem temiz kadındır, eminim iyi yıkamıştır onları. Yoksa zaten şimdiye kadar ölürdük. Çok iğrençtik biliyorum ama en azından yemeye kalkışmazdık. Bunu yapanları da duydum çünkü. Bugünse hamamböceklerinden ölesiye tiksiniyorum.

Kadirle aramız 15 aydır. Bu kadar yakın olunca doğal olarak ikiz gibi büyüdük. Hala daha kendimi onun ablası gibi hissetmem. Tek sorun vardı; onun erkek, benimse kız olmamdı. Oyun oynarken bazen onun da kız olmasını çok isterdim. Ben cinsiyetimi değiştirmeyi kabul etmezdim ama kolay bir yol vardı: Şeytani fikirlere sahip, bizden 3 yaş büyük ablamla bir olup, onu kız yapabilirdik. Bir gün bunu kafamıza iyice koyduk. O bizden daha küçük olduğu için ne yapsak itiraz etmeyi akıl edemezdi. Bunu fırsat bilip kadiri kız yapacaktık ve annemiz işten geldiğinde ona sürpriz olacaktı. Annemin eteklerinin belini daraltıp giydirerek işe başladık. Annemin milattan kalma cırtlak pembe bir ruju vardı çok iyi hatırlıyorum. Onu sürdük, yine Kalu beladan kalma morötesi bir far vardı tekli, onu da gözlerine boca ettik. Aynı rujla ‘yanaklara’ da renk verdik. İşlem bittiğinde Kadir çok güzel bir kız olmuştu. O kadar makyajı yaptıktan sonra başını da eşarpla kapatmayı ihmal etmemiştik. Zavallı çocuk, o kadar komikti ki o sahne hala aklımda. Neyse annem geldi. Bi sürprizimiz var dedik. Arkamıza sakladık bunu. Annem bahçenin merdivenlerinden çıktı, kapıya yaklaştığında kenara çekildik ve bingo!!! Annem şok olmuştu. Biz gülmesini felan beklerken annem çok sinirlenmişti. Biricik oğlunu efemineye döndertmiştik. Allah muhafaza dönüverirdi belki. Hatta o makyaj malzemelerini nerden bulduğumuza da aklı ermemişti. Böylelikle süper planımız, her zamanki gibi en büyüğümüz olan ablamın azarlanmasıyla başarısız olmuştu.

O plan başarısız olmuştu ama benim başka planlarım vardı. Uçmayı öğrenmeliydim. Her süper kahraman uçuyordu. Ben de uçmalıydım, neyim eksikti ki? Ama bunun için önce kanat yapmalıydım. Divanların minderleri olurdu. Kolum kadar uzundular böylece tek tarafını koltuk altıma sıkıştırıp, diğer ucunu ise elimle tutabilirdim. Koltukların üstünden kazara düşme ihtimalime karşı da halıların üstüne sünger minderlerden koyar, olası bir kazaya karşı kendimi korurdum. Bir gün yine mükemmel şekilde hazırlandım. Divanın tepesine çıktım. Salonumuz oldukça büyüktü. Uçmam için yeterli alan vardı. Minderleri kolumun altına sıkıştırdım. Kuşlar gibi önce yerimde sallamaya başladım. Sonra havalandım. Tabi bu arada alttan ayaklarımla destek yapıyorum. Boynumu yukarı kaldırıp bu hareketleri yapınca da uçuyormuş gibi oluyordu. Evet evet, uçuyordum. İlerdeki halının çizgisine kadar sadece tek adımla uçabiliyordum. Ama sonrası olmuyordu. Bu sırada beni kimsenin görmediğinden emin olmalıydım, yoksa süper güçlerimle dalga geçerlerdi. Bunun gibi birkaç deneme daha yaptım. Çok yorulduğumu fark ettim. Anladım ki kuşlar da çok yoruluyorlar. Sonra vazgeçtim ve insan gibi davranmaya devam ettim. Bu da olmamıştı… Bir hayal kırıklığı daha.

Kuş olmaktan vazgeçip artık yetişkin bir insan gibi olmaya karar verdiğim dönemdi. Bununla birlikte insan anatomisini incelemeye başladım. Babamda ve bazı arkadaşlarında ademelması denen, gırtlaktan böyle cilli yutmuşsun gibi sarkan bir yuvarlakçık vardı. Babamda vardı ama bende neden yoktu? Benim de olmalıydı. Babamın boynundaki o kitleyi sürekli eller, nasıl oraya girdiğini anlamaya çalışırdım. Belki ben de denesem olurdu. Bu fena halde aklıma takılmıştı. Benim de gırtlağımda o topçuk olmalıydı. Bir gün annem üçümüzü birlikte vesikalık fotoğraf çekmeye götürmüştü. Ablam çekindikten sonra sıra bana gelmişti. Ama ben olayın farkında değilim. Yani amca beni oraya oturttu ama, o makineyle ne yapmaya çalıştığını çözmeye bile çalışmadım. Çalışmam gereken bir konu vardı. Boynumda o şey olmalıydı. Ben gırtlağımı böyle tuhaf tuhaf şekillere sokmaya çalışıyorum, amca fotoğraf çekmeye…Annem de ordan habire işime karışıyor. Kızım boynunu neden öne getiriyosun düzgün dur felan diyor. Baktı ben kendi dünyamdayım, işi de çok benle uğraşçak değil ya. Vazgeçti. Sonra tabi elime fotoğraf geçince anladım ki, o anda öyle şeyler yapınca ne kadar enteresan bir şekle giriyormuşum. O salak ifadeyle çektirdiğim o fotoğraf hala durur. Böyle sarı kabarık saçlarım, kırmızı bir kazağım var. Yarı baygın çıkmış gözlerim üstelik. O fotoğraftan sonra vazgeçtim o topçuktan. Zamanı gelince benim de gırtlağımda sarkan bir topum olabilirdi. Biraz büyüyünce işte… Ama asla olmadı. Çok büyüdüğümde öğrendim ki o sadece erkeklerde beliren bir durum. Yine yanlış hedef.

Nasıl bir muhabbette denk geldiysem ayak numaramın büyük olmasını sanki bir marifet sanırdım. Annemin ayaklarımla ilgili yaptığı bir yorum sanırım bende bu takıntıyı yarattı. Ne alakaysa hep büyük numaralı ayakkabılar giymeye merak salmıştım. Bir gün annemin yanına gidip büyük bir iftiharla 38 numara ayakkabının tam geldiğini söylemiştim. Halbuki yalan.. Annem ‘he gülüm he’ der gibi bi ifadeyle sallamamıştı dediğimi. Ben de mutlu mutlu ordan ayrılmıştım. Ne kadar tuhaf şu çocukluk denen olay yahu!

Bakkala bişey almaya gittiğimizde para veriyorduk, buraya kadar normal, ama neden adam bizim paramızı çekmeceye koyduktan sonra tekrar başka para veriyordu? Madem para veriyoruz, neden geri başka para alıyoruz? Uzun süre bunun mantığını çözmeye çalıştım. Sonra anladım ki ‘para üstü’ denen olay varmış.

Radyo, Televizyon denen şeyler çok yeni olduğundan ve biz de çok fakir olduğumuzdan, en azından TV ile çok geç tanıştık. Ben anlamazdım ama bizimkilerin elindeki tek kaset, Çoşkun Sabah’ın ‘Anılar’ adlı şarkısının bulunduğu kasetti. Çocukluğumuzun büyük bölümünde Coşkun Sabah dinledik. İşte o kaset günün birinde içinden geçen şeritin çok parlak olması nedeniyle elimde kalmıştı. Uzadıkça uzayan şeridi çekiyorduk, geri sarmaya çalıştığımızda olmuyordu. Onu da öylelikle bozmuştuk. Şeritleri sağımıza solumuza süs yapıp oyun oynuyorduk artık mahvolmuştu güzelim şarkılar.

Ablam çok fenaydı. Bizi sürekli kandırır, gerekli gördüğünde korkutur, eğlenirdi. Çünkü bizden büyüktü ve bizden önce aymıştı kafası pek çok şeye…Hala yaptıklarını hatırlar güleriz. Geçenlerde bi gece oturduk sadece çocukluk anılarımızı anlattık. Gülmekten karnımız ağrımıştı.

Komşu kızı Meliha’nın bize geldiği bir gündü. Napalım oturduk sohbet etmeye başladık. Ablam, Kadir, ben ve Meliha varız. Ablam Melihaya sinir oluyordu, dalga geçiyordu sesiyle felan. Ama gerçekten ince, komik bir sesi vardı kızın, neyse bizi de örgütlemişti, artık bizde sinir oluyorduk ama yine de oynamaya devam ediyorduk. Ablam korkunç hikayeler anlatmaya başladı. Amacı Melihayı korkutup kaçırmaktı. Yüzüne oldukça ciddi bir hava verdi ve başladı anlatmaya. Biri geliyordu bizim fabrikaya sinsice girip annemi öldürüyordu felan. Olayı o kadar canileştirerek anlatmıştı ki, biz odanın camından daha da puslu görünen, rüzgardan kıpırdayan ağacın buğulu gölgesinden bile irkilmiştik. Kulağımız ablamda, gözümüz odanın camına yansıyan gölgedeydi. Sürekli hareket ediyordu, gittikçe de büyüyordu. O korkuyla Melihayla birbirimize sarıldık. Sonra gölge yaklaştı yaklaştı ve kapının dibine kadar geldi. İyice gerildik ve çığlık atıp ağlamaya başladık. O sırada kapıdan içeri annem girdi, demek ki yaklaşan gölge anemindi ve fabrikada onu öldürmeye gelen birileri yoktu. Koştuk annemize sarıldık ve hemen ablamı anneme ağlaya ağlaya ispiyonladık. Biz o haldeyken ablam ne yapıyordu sizce? Tabii ki sinsi sinsi sırıtıyordu. Zafer yine onundu…Çocukluğumuzu yedin bilesin abla!

İşte böyle herkes gibi sıradan, ama bir o kadar da kendimize özgü bir çocukluk geçirdik. Uzun zamandır yazmayı planlıyordum ama iddiayı bahane ettim daha iyi oldu. Böylece mağlubiyeti en az zararla atlattım. Aferim bana, ablama benzemeye başladım sonunda :)

    11.04.2010 Tarihinden Bu Yana :
  • Bu yazı bugün 3 kere okundu
  • Bu yazı küllüm de 199 kere okundu

“Ben küçükken…”

23 Yorum
  1. 8 Kasım 2009 saat 16:26 ümran diyor ki:

    nasıl bohem bi çocukluk geçirmişsin sen ya anlamadım gitti. Tevekkeli o çocukluk seni bu hale getirmiş. Yazık olmuş hamamböceklerine ve Kadire:)
    Anlatımın çok güzel canım kullanmış olduğun kelimeler anlatımı daha da eğlendirici bir hale getirmiş. Yukarıdaki metinde dil göndergesel işlevinde kullanılmış Somut, soyut ve öznel anlatımdan yararlanılmış. Değişik bir üslubun var:) ehuehuehu sınav kağıtları okuyorum kanka o yüzden yazdım bunları mazur gör

  2. 8 Kasım 2009 saat 16:28 Neslihan diyor ki:

    Anlıyorum kanka. Teşekkkür ederim :)

  3. 8 Kasım 2009 saat 16:31 ümran diyor ki:

    bu kadanmı yorumun vayyyy beeeeeeeeeee!

  4. 8 Kasım 2009 saat 16:32 Neslihan diyor ki:

    Şimdi bişi desem, yine başlucan yalın anlatımındaki unsurlar vs. diyerek. Bende bir kriz daha yaratmiim dedim
    Edebiyatçı kankası olan insanlar böyle korkarlar sazdan sözden;)

  5. 8 Kasım 2009 saat 22:23 mrt diyor ki:

    kendini rezil edicektin sözde, kadiri de harcamışsın arada..
    bi de son paragraf hoşuma gitmedi, cezanı ağırlaştırabilir miyim?

  6. 8 Kasım 2009 saat 22:26 Neslihan diyor ki:

    Ne be? ne kadar rezalet varsa anlattım daha ne istiyosun? :)
    O son paragrafla durum 3-1 oldu bilesin.

  7. 8 Kasım 2009 saat 22:28 mrt diyor ki:

    bence ofsayt var. ağırlaştırabilir miyim?

  8. 8 Kasım 2009 saat 22:29 Neslihan diyor ki:

    Kabul edeceğimi zannediyosan serbestsin…

  9. 8 Kasım 2009 saat 22:30 mrt diyor ki:

    tamam gerek yok, kale boş o zmn serbestsin..

  10. 9 Kasım 2009 saat 13:38 Doğan diyor ki:

    Çok uzun kanka okuyamadım zaten dükkanı açmam lazım :==)))
    Anlamadığım neden iddaaya girdiğin arkadaşının en iğrenç fotoğrafını blogunda yayınlayacaktında sen kaybedersen en kötü küçüklük anını yazıyorsun? Bence sende en iğrenç fotonu yayınla :=)))))
    Olmadı ben yükliyim 1-2 foto :==))))))

  11. 9 Kasım 2009 saat 18:56 Neslihan diyor ki:

    Ben niye onun fotoğrafını yayınlıyım, o yayınlıycaktı kendi blogunda facebookunda vs. Ama ben seçicektim. Çocukluktaki hatıralar fikriyse tamamen bana aitti. Dediğim gibi böyle bir yazı yazmayı düşünüyordum ve az zararla atlatmanın tek yolu buydu. Önceki yorumundaki ‘çakal’ tam da karşında şimdi ;)
    Artı o fotoğrafları sildiğini sanıyorum. Zaten öyle kaka bişey yapmassın bitanecik kankitona değilmi canım benim?

  12. 10 Kasım 2009 saat 13:25 Doğan diyor ki:

    Sildim mi la hatırlamıyorum :=)))
    Silmediysemde laptop Seda’da, bir mont beğenmiş almak istiyormuş ama parası yokmuş, bence fotoğrafları sildirebilirsin :=))))

  13. 10 Kasım 2009 saat 17:16 Neslihan diyor ki:

    Kantinde dura dura iyicene ticaret kafası yapmışsın sen. Tavsiyem öğretmenliği bırak, ticarete geçte bize birer mont, olmazsa kürk, olmazsa da birer Fiorino al ne dersin? :P

  14. 11 Kasım 2009 saat 11:18 Doğan diyor ki:

    Ben şimdi yükledim kanka sorun yok, sen o dosyaları bana yolla bakalım. ;)

  15. 11 Kasım 2009 saat 17:42 Mizanger diyor ki:

    :( baya zor bir çocukluk geçirmişsin abla :D

  16. 12 Kasım 2009 saat 15:34 zapge diyor ki:

    Senin çocukluk anılıranı okuyunca benim canavarlara canavar demekten vazgeçtim artık. Ne kadar masum çocuklarım varmış benim :)

    Şu Coşkun Sabah’ın Anılar kaseti beni yıllar öncesine götürdü. İlk erkek arkadaşımdan aldığım ilk hediyeydi… ;)

  17. 12 Kasım 2009 saat 22:23 Neslihan diyor ki:

    Aşkolsun abla ne ettik şindi biz :P

  18. 1 Aralık 2009 saat 20:46 Aslan diyor ki:

    Ben aslan Maceralı çok güzel bir çocukluğun geçmiş Numaranı yazarmsn bana

  19. 11 Aralık 2009 saat 20:36 Enes diyor ki:

    Fevkalada derecede iyi anıların varmış. Bunlar kötü şeyler değil, herkes bu gibi durumları yaşıyor, özellikle tuvaletle ilgili olanları :)

  20. 21 Aralık 2009 saat 10:54 Osis diyor ki:

    Her çocukluk güzeldir.
    Çocukken masum ve saf olduğun için hayal dünyamız çok geniştir.
    Olmadık şeyleri merek eder,çabuk inanırsınız.
    Ama anlattıkların çocuk psikolojisini ne kadar da güzel özetliyor.

  21. 28 Aralık 2009 saat 21:28 Selinay diyor ki:

    Sevgili Nesli :) Googlede dolaşırken rast geldim sitene. Şu gulyabanileri v.s okurkende gülmekten öldüm desem hiç yalan olmaz :)
    Gerçekten çok güzel bir site. devamını dilerim yazılarının..

    hoşçakal :) selinay..

  22. 28 Aralık 2009 saat 22:20 Neslihan diyor ki:

    Teşekkür ederim selinay, Hoşgeldin…
    herzaman beklerim;)

  23. 30 Aralık 2009 saat 20:33 EmrahDovaN diyor ki:

    walla çocukluk maceraların çok komik. bende googlede isim ararken senin siteni buldum çok qüzel hoşuma qitti. Bende bu sitedeki güzelliklerin dewamını dilerim qerçekten çocukluk maceralarını okurken çok qüldüm ;) )

E-posta gizli kalacak.

Website örneği

Yorumunuz:

 

    Tatile nereye gidenlerdensiniz?
    • Add an Answer
    Anket Sonuclari