Ben hastayken insafsızım tatsızım
Aralığın başına kadar havalar ne kadar güzel gitmişti ama değil mi? Hatta güneş gözlüğü takan kankamı bile ‘bikinin içinde heralde?’ diye sorarak iğnelemiştim. Hey gidi güneşli günler heyy!
Kalın kışlıkları o sıkıcı boğazlı kazakları giymeyip, ne güzel gömlekle idare ediyordum ki, o lanet sinüzitin ardından şiddetli başağrısı ve sümüklerimin kaynağı yokmuşçasına akmaları başladı. İlkin konuşma yetimi kaybederim hasta olunca, biri telefon etmesin, aman konuşmayayım, derdim varsa da anlatmamayım isterim. Bunun akabinde de hayata küsüş, çevreye ilgisizlik, aman neolursa olsunculuk… Bu aşamadan sonra çevrendekiler olayı devralır. Zorla doktora götürülürsünüz. İşin en zor kısmı1) Rapor vesaire almak, okuldan kaçmanın zorlukları, müdüre hastalığın kocaman kıpkırmızı gözlerle ve silmekten aşınmış devasa kırmızı bir burunla ispatı çalışmaları 2) doktora ifade vermek. Adam doktor olmuş ama Eee? diyor, suratına bakıyor. Konuşsana doktor, ben kendim teşhis koyduktan sonra orda neden oturursun ki? Bi bakışta anlaması lazım doktor dediğinin. Olmuyor böyle, yeni nesil makine icad etsinler, şöyle X-ray cihazı gibi olsun. İçinden geçeyim neyim varsa rapor olarak sunsun. İstemiyorum doktorla gereksiz diyaloglara girmek. Hele de boğazımı kontrol ettiği çubuğu dilime dilime dürtmesi. Çekip elinden alasım gelir o çubuğu…
Her klasik doktorun yaptığı gibi ilaç verdi doğal olarak. Hepsinin tadı berbat. Yutarken öğürüyorum bazen. Şu grip denen olay zaten 3 gün sürer, hap yutsanda aynı, yutmasan da. Ben uyumak istiyorum sadece, hap felan istemiyorum. Uyandığımda şöyle en meleğinden insanlar bulunsun etrafımda, sobam felan yanıyor olsun, yemeğim önüme gelsin. Bana bişey sormasınlar, hele de nasıl oldun diye hiç sormasınlar. ilgilenmesinler benle bıraksınlar böyle bi köşede, kendi kendime sızayım ben. Ama yok yok, gene de olsun arayanım soranım. Yanlız kalınca bunalıma girerim ben. Ama naz yapmayı da sevmem, çevremdekilere ızdırap olmayı da sevmem. Ne kadar kötü bişeymiş şu hasta olmak. Tamam sadece haplarımı getirin, soru sormayın. İlgilendiğinizi belli edin ama aslında ilgilenmeyin. Hatta ilaç da vermeyin, mandalinadan beni uzak tutun başka bişey istemem. Annem de aramasın söyleyin, uzaktan bişey yapamıyor zaten yazık…
Not: Böyle zamanlarda yanımda yakınımda olan, sevkimi raporumu almak için ordan oraya koşturup imkanları zorlayan, gerilen sinirlenen ama benle konuşurken bunu bastırmaya çalışan, beni şımartan seven dünya tatlısı kankalarıma çok ama çok teşekkür ediyorum. İyi ki tanıdım sizi ya. Duygulandım bak, ağlarsam sümüklerim çözülür biliyosunuz değil mi? Evet yuttum haplarımı, yemin ederim. Seviyorum sizi.
bitanem sen bizim için çok önemli ve değerlisin.. tamam merak ederiz ama etmiyo gibi yaparız:) …………… desemde sen inanma biz duramayız:) mandalinaları gerekirse hap diye yuttururuz sana<:) seni çok seviyorum canım benimm…. hemen iyileş nolurr:(
Çok güzel duygularını anlatmışsın. Bende genelde senin gibi düşünürüm, kış geldimi sümüklerim kesilmez
Seni RSS’ye ekledim, iyi bloglamalar
Neslihan abla geçmiş olsun.Kendine dikkat et çocukların sana ihtiyacı var
Hepinize teşekkür ederim. Mutlu oldum
)
Geçmişm olsun nesli.Herhalde iyileşmişsindir.

Ama müdüre hastalığını ıspat etme çok güldüm,aynı durumdayız
Ama niye böyle bir çaba içerisinde oluyoruz anlamış değilim.
Biraz da psikolojik galiba:)
Doktor meselesi de aynı şekilde.
Bir hastanın ruh halini çok doğal ve güzel dile getimişsin.
geçmiş olsun, bak şimdi aklıma Nil Karaibrahimgil’in “ben aşıkken insafsızım tatsızım” şarkısı geldi.
Sana gelsin bu şarkı; http://fizy.com/s/1ajf1x
Teşekkürler:) İyi geldi sağol::))
oy kankam şimdi de çok hastasın, sesin çok kötü ama uzaktayım napiyim gelmiyo elimden bişey hemen iyileş olur mu? Mandalina ye:)
Ne? sesim kötü mü? Ama ben sana ‘Sesim travesti gibi mi çıkıyo doğru söyle’ dediğimde neden ‘yok yok gayet güzel’ dedin ozaman ?? :’(